Kurbağanın Görebildiğinden Fazlası-14.İnsan Kaynakları Zirvesi


20160526_101547

Kariyer planlama deyip de yollara düşüp, Bursa’ya gelişimizin 3.haftası bana süper bir etkinlikle geri döndü.

26-27 Mayıs günü Peryön 14.İnsan Kaynakları Zirvesi için Merinos Atatürk Kongre Kültür Merkezindeydik.

Kongrenin bu seneki teması: Kurbağanın Görebildiği sloganıydı.

Nedir bu kurbağa hikâyesi?

Kuyunun dibinden gökyüzüne bakan minik kurbağa, “gökyüzü ne kadar da küçük” dedi iç çekerek. Kuyudan çıkabilseydi eğer  “ah, meğer gökyüzünün görebildiğim kısmı ne kadar da küçükmüş” derdi mutlaka diyerek özetlemiş zirve bize bu durumu.

Bu aslında bence; bakmak ile görmek arasındaki farkı anlamamızı sağlayan bir tema. Yani aslında her şeyin baktığımız noktalarla sınırlı olduğunu sandığımızı, aslında bulunduğumuz noktayı arkamıza alıp daha etraflıca bakıp, değişime gelişime ayak uydurup ve hatta katkıda bulunup bir şeyler yaptığımızda daha anlamlı şeyler keşfedeceğimizi gösteriyor.

Değişimin artık bir lüks olmaktan çıkıp, ihtiyaç haline dönüştüğü iş dünyasında, sınırlarımızı aşmak ve yeni şeyleri keşfetmenin kaçınılmazlığı var önümüzde.

Dopdolu 2 günde birbirinden keyifli oturumlarda, çok değerli konuşmacıları ağırladı bu kongre. Ama tabiî ki her zaman akıllarda yer eden bir konuşmacı, birkaç cümle oluyor ve ben de “iz bırakanlar” olarak seçtiklerimle ilgili notlarımı aktarmak istedim.

İlk olarak sahnede duruşu ve ifadelerine hayran kaldığım Serdar Kuzuloğlu’nu dinledim ve inanılmaz keyif aldım.

Serdar Bey bizlere tam tamına kümeler mantığıyla, hayal ettiğimiz iş, bol kazançlı iş ve başarılı olduğumuz iş başlıklarını bir araya getirdi ve hayalleeerr hayatlar diyerek bizi şöyle bir silkeledi.

20160526_110239

Artık hayatımızdaki bir çok olgu cihazlara bağlandı. Bu cihazlar bizi gerçekten bizden iyi tanır hale geldi. Bunun en güzel örneği, sosyal medya araçları ile yapmış olduğumuz yer bildirimlerini bir süre hafızaya alan bu sistemlerin, bir süre sonra sevebileceğiniz mekanlar, görmeniz gereken yerler gibi öneriler ile karşımıza çıkmaları oldu.Bu dijitalleşmenin sonsuz bir güven oluşturduğu ve bu güvenin bizi kimi zaman doğru yerlere götürdüğü gibi kimi zaman da yanlışa yönlendirdiğini gördük.

Bir çok alanda robotlaşmaya gidilen dünyada ise İK cıların yerini bile öğrenen robotların alacağını konuştuk ki bence bu korkunç bir gelişme. Korkunç ve gelişme sözcüklerinin aynı cümlede kullanılması biraz anlam karmaşasına yol açıyor gibi gözükse de  hem iyi hem de kötü bir durum olduğunu ifade etmek için böyle kullanmak istedim.

Bir başka enerjik hatta enerjisi tavan yapmış insan olan: Betül Arım ve Yaşama Sanatı

Sahip olduğumuz bu vücut bizlere Tanrı’nın en büyük armağanı aslında ve biz aslında minicik armağanlara bile deli gibi değer verirken, bu armağana neden bu kadar özensiz davranırız ki? Çünkü bu bize herhangi bir şey karşılığında değil tamamen bedava verilmiş bir şey. Halbuki buna bir değer ödemiş olsaydık eminim çok da farklı olurdu her şey.

Şunu öğrendim, aslında çok iyi tanıdığımızı sandığımız kişileri bile tanıma fırsatımız yokmuş hayatta. İnsanın hayatta tanıyabileceği yegâne kişi sadece kendisiymiş. Ve kendimizi en iyi şekilde tanımak bence yeteneklerin en güzeliymiş.

Betül Hanım’ı dinlerken şunu fark ettim: Bana bazen “nasılsın?” dediklerinde, “çok iyiyim” diye cevap veririm. Böyle dediğimde insanlar “ne oldu ki?” diye sorarlar, ben de “hiç, hiçbir şey, sağlıklı bir şekilde nefes alıyorum yetmez mi?” derim. Kim bilir bazılarına saçma gelen bu durum ne kadar da anlamlıymış meğer.

Bu oturuma dair edindiğim en önemli kazanım ise; Hayatla kavga etmek yerine, onunla dans etmeyi seçebilmek oldu.

Zirvenin 2.günü ise yine dopdolu bir programla bizlerleydi.

Sabahın ilk oturumu, Partner Danışmanlık Kurucusu Mehmet Bilgiç ile gerçekleşti. Mehmet Bey bize, hayatın her evresinde dengenin nasıl sağlanacağını anlattı. Dünyanın 4 farklı bölgesinde iş ve duygu dengesine baktık ve bu dengenin artılarını eksilerini dinledik. Batıya doğru gelindikçe sistematiğin artıyor olması, doğuya doğru gidildikçe duygusallığın artıyor olması aslında mevcut düzende görmekten şaşkınlık duymadığımız bir durumdu.

İnsan kendisi gibi olanlarla eğlenir ama tersini bulur bulmaz ivedilikle evlenir diyerek hem güldük hem düşündük :)

Bu sunumdaki en büyük kazanınım; hırslı ya da mütevazı olmanın başarı getirmediği, asıl başarıyı tutkunun getirdiği oldu. Ve eklemek isterim ki Mehmet Bey o kadar içten ve doğal konuşuyordu ki gerçekten dinlememek kendimden bir şeyler bulmamak imkânsızdı.

Ve ve ve Sedef Kabaş-İletişim Yoksa Liderlik Yok

İddiali bir başlık ve sunum sayesinde tanışmış olduğum Sedef Kabaş gerçekten beni çok etkileyen bir karakter oldu.

Bir kere her şeyden önce, bu kadar başarılı ve cesur bir kadın lideri karşımda böylesine görmek, ülke gündemini de nazarı dikkate aldığımda beni inanılmaz etkiledi ve şevklendirdi.

Bunca zamandır dilimizde olan “liderlik” kavramı hakkında 3 soru sorarak, gerçekten bilinçaltımızda yer alan lider tanımını  ortaya çıkardı Sedef Hanım. Sonra da algımızdakinin aksi liderleri bize hatırlattı ve şöyle bir salladı zihnimizi. Lider olabilmenin temelinde cesaret vardı. Ve tabiî ki iletişimin olmadığı yerde liderlik yoktu. Ama nasıl bir iletişim? İşte bu iletişimi de “S.E.D.E.F Yaklaşımı” şeklinde akrostişleyip sundu bizlere. Bu yaklaşımın açılımının bende bıraktığı izleri tek birer cümle ile ifade etmek gerekirse;

Samimiyet – İnsanları aptal yerine koymayın.

Empati– Hedef kitlenizi tanıyarak iletişim kurun.

Dinamizm– Görsel sözeli döver.

Etkili Hitap– Konuşanın içeriği ile ses tonu birbirini tamamlamalı.

Fikir Sahibi– İyi bir altyapı ile gerçekten bilgili olmak.

Sunumu boyunca yaşattığı enerji ve hatırlattığı değerlerimiz ise gerçekten muhteşemdi. 3997 sayısı ile Atatürk’ü; bir fırçası ile değişimin öncüsü olan Ahmet Naç’ı , özenilesi bir kadın olan Türkan Saylan’ı ve bu yıl 3.yıldönümü olan Taksim’i.. Her birini tekrar hatırlattı, hafızam tazelendi ve inanılmaz bir cesaret doldu içim.

Kendime not: Gülüşüm logom, kişiliğim kartvizitim ve başkalarına kendilerini nasıl hissettirdiğim ise markam olacak bundan sonra.

Günün sonunda ise bizi gerçekten hem eğlence hem de bambaşka yönleri olan bir üstad bekliyordu.

Ali Poyrazoğlu-Fark Yaratan İnsan

Bizim bildiğimiz Ali Poyrazoğlu’nun temel kimliği sanatçı ve tiyatro iken, öğrendim ki kendisinin daha başka yetkinlikleri de varmış. Meğer Ali Poyrazoğlu bir yönetim koçu ve yazarmış.

Ali Bey bize, fark yaratan insan olmanın önemini anlattı. Fark yaratmak öyle iki kelime ile yazıldığı kadar kolay bir şey değil, bunun için gerçekten değişimi yakalamak gerekir. Hatta sadece değişimi yakalamak değil, değişimi doğru yerden yakalamak gerektiğini öğrendik.

Bu değişimi yakalamak için gerekirse hayallerimizi bile yeniden kurgulamak gerekiyor.

Sunum tekniği ve ifade ediş biçimi açısından asla aklımdan çıkmayacak bir oturumdu. Eğlenceli, düşündürücü ve hatta sorgulatan bir sunumdu. Ve gerçekten gözümü kırpmadan dinledim kendisini.

Ve bir sosyal sorumluluk: Albinizm!

JCI ajansının bize farkındalık kazandırdığı bir alan da albinizm oldu. Albinizm genetik bir rahatsızlık olmakla birlikte vücutta melanin pigmentinin yer almayışı ve bu durumun ağırlıklı olarak görme konusunda sorun yaşattığı bir rahatsızlık. Engelli raporu alındığında ise %70-90 arası bir rapor çıkıyor. Ajans yetkilileri bize albinizmli bir bireyin istihdamı hakkında bilgi verdiler. Biz de bileklerimize renkli kurdelelerimizi takıp, “rengimiz aynı” dedik :)

Ve son olarak; zirvede emeği geçen Sayın Levent Özçengel, Cengiz Çatalkaya, Fatih Şenli başta olmak üzere tüm Peryön çalışanlarına, bu zirveye katılma şansını bana sağlayan Sayın Ali Çıraklar’a teşekkürlerimi sunarım.

yazının sonuna

Sevgiler,

Ümmühan

Bir yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir